İtalya’da AGH Tüm Hızıyla Devam Ediyor!

Herkese yeniden merhabalar. Daha önce yayımlamış olduğum blogun fazlasıyla ilgi görmesi ve bunun sayesinde birçok insana ulaşabilmiş, yardim etmeye, deneyimlerimi paylaşmaya çalışmış olmanın mutluluğu içerisindeyim. Gösterdiğiniz ilgi beni çok mutlu etti ve bu blog isini daha çok önemsiyorum artık. İtalya’nın Prato kentinde 2 ayı aşkın süredir AGH yapmaktayım. Gerçi hala dün gelmiş gibi hissediyorum, 2 ay nasıl geçti anlamadım hele bir de yaz geldiğinde eminim çok daha hızlı geçecektir. Yazacak şey o kadar birikti o kadar çok şey söylemek istiyorum ki nereden başlasam bilemedim.

Öncelikle kendimle, sonrasında da İtalya’ya ilişkin edindiğim genel bilgileri paylaşmak istiyorum. Burada hostelde kalıyorum ve hostelin hancısı benim , geriye kalanların hepsi yolcu aslında. Hiç benim kadar uzun kalan birilerine rastlayamıyorum hostelde. Genelde 2 gün maksimum 1 hafta kalıyor insanlar. Hal böyle olunca hostelden arkadaş edinmek hayli zor oluyor. İşten arta kalan vakitlerde kendimi hostelde film ya da Amerikan dizileri izlerken bazen kitap okurken bazen de Italya’ yla ilgili araştırmalar yaparken buluyorum. Hafta sonu yaklaştığındaysa gideceğim şehirle ilgili bilgi toplamaya, nereler gezilir, neler yapilir öğrenmeye calişiyorum. Genelde haftasonlarını boş geçmemeye calişiyorum. Hemen hemen her hafta sonu Italya’nın farklı bir şehrine gitmeye özen gösteriyorum.

Çok nadir hafta sonunun sadece 1 günü çalişmam gerekiyor fakat o boşluğu hemen hafta içinde izin vererek dolduruyorlar. Çalıştığım ofiste benimle ilgili hiçbir karar bana sorulmadan alınmıyor, her defasında fikrimi alıp karar veriyorlar. Her şey gayet adil ve belli bir düzende işliyor. Şu an yapıyor olduğum işlere gelecek olursak; haftanın 2 günü çocuklara Ingilizce ödevlerinde yardim ediyorum ,zaman zaman oyunlar oynayıp dans ediyoruz, eğleniyoruz. Çalistiğim ofiste gençlere yönelik oldukça fazla aktivite,  kurslar var benim görevim haftanın belirli günlerinde bunlara katılıp, ofisin foto galerisi için fotoğraflar çekmek. Haftanın 1 günü de yetişkinlerle Ingilizce konuşma aktivitesi düzenliyoruz (galiba en çok mutlu olduğum aktivite bu ) Günde maksimum 5 saati aşmiyor çalışma saatlerim. Öncesinde aşiri yoğun tempoda calişmis olan biri olarak kendimi hiç çalişmiyor gibi hissediyorum hal böyle olunca. O yüzden kendime ayırabileceğim o kadar çok vakit var ki…

Bu vakti zaman zaman yürüyüş ve koşu yaparak geçiriyorum. Hostele 5 dk mesafede olan nehir kenarini tercih ediyorum. Baharin gelişini sonuna kadar hissedebiliyorum bu sayede, doğaya daha cok aşık oldum diyebilirim.Saatlerce yürüyüp birçok yer keşfetme şansi yakalamiş oluyorum. Ofisin bana sağladığı bisikletle her yere ama her yere gidiyorum. Şehrin tüm yollarindan bisikletle en az bir kere geçmiş olabilirim, mesafeler uzak bile olsa benim icin farketmiyor. Bisikletimle kendimi daha özgür hissediyorum, rüzgara birakıyorum kendimi zaman zaman. Bu sayede hem kendime fiziksel açidan katkida bulunmuş hem de cevre kirliliğine daha az neden olmuş oluyorum. Bu sayede istediğim her şeyi yiyor yine de kilo verebiliyorum. Biraz da gezdiğim şehirlere değinmek istiyorum. Şimdiye kadar Roma, Floransa, Pisa, Bologna ve Venedik şehirlerine seyahat ettim (bazılarına birden çok kez gittim.) Roma da Italya genelinden gelen tüm gönüllülerin 1 haftalık eğitimi vardi ve inanılmaz güzel vakit geçirdim. Diğer şehirlerin de hepsine ayrı ayrı aşık oldum diyebilirim. Italya’nin her şehri hem birbirine oldukça benziyor hem de o kadar kendine özgü ki… Bu iki özelliği ayni anda barındırabiliyor olması çok ilginç, sanki her şehri ayrı bir ülkeymiş gibi geliyor bana. Daha gitmeye değer onlarca şehir var, kaldiğim süre içerisinde gitmeye çalişacağım.

Son olarak Italyanlara ve Italya ya dair gözlemlediğim birkaç bir şeye değinmek istiyorum. Italyanlar aslında hayatı çok acele yaşayan insanlar değil , yavaş ve rahat yaşıyorlar. (Büyük şehirlerde bu biraz fark edebilir tabi.) “Erkekleri çalışmayı sevmez“ klişesi gerçekten doğru. Bunu bizzat söyleyen birçok kişi oldu. Eğitim sistemleri bizimkinden biraz farklı ve hem liseden hem üniversiteden bize göre daha geç mezun oluyorlar. Bir de üstüne yüksek lisans eklerlerse yas 30 a yaklaşmış oluyor. “Avrupa ya gittim inanır mısın 1 kez bile korna sesi duymadım” cümlesini kullanan tanıdıklarınız olmuş olabilir. Bu Italya da pek işlemiyor evet bize göre tabi ki çok çok az ama deli gibi korna çalanları da duydum, hız severler çok aralarında ve genelde araba aşıklısı çok insan var. Hem çok lüks son model arabalar görüyorum sokakta hem de küçücük eski model arabalar, hatta tek kişilik bile olanları var. Bunun sebebi hem park yeri konusunda rahat etmek, hem de daha az vergi ödemek imiş. Yemek yeme alışkanlıklarına gelecek olursak meşhur oldukları yemekler herkesin ilk favorileri arasında yer alıyor; pizza ve makarna. Bunu doğruladiklarina her yerde şahit oluyorum. Sokakta bisikletle evlerin yanından geçerken aldığım pişmekte olan makarna kokusu ya da firindaki hamur işinin kokusu bunu doğruluyor. Sokakta ellerinde ekmekgillerden birşeyleri yiyerek dolaşan insan çok. Bulunduğum şehirde ayni zamanda kebap restoranları da meşhur (tabi bu bildiğimiz tavuk döner aslında). Bu iş genelde Pakistanlilarin elinde burada. Bulunduğum şehirde henüz bir tane bile Türk’e rastlamadım ama Floransa ya gelen turistlere ara sıra selam veriyorum Türkçe konuşmayi özlediğimde.

Aktarmak istediğim diğer tecrübeleri bir sonraki bloga saklamanin vakti geldi sanirim. Sonuç olarak her şey çok yolunda, Italyanca ile ilgili de her gün gelişmeye çalişiyor elimden geleni yapiyorum , dil bariyerini astiğimda her şey daha da güzel olacak eminim.. Hoşçakalin!!!

 

Herkes duysun diye...Share on Facebook33Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Share on Tumblr0Pin on Pinterest0Email this to someone

yorumlar