Hadi İtalya’ya Gidelim!

O zaman gelsin mi bir blog daha! Gelsin, gelsin; bu sefer arayı fazla soğutmuyorum. Aslında zaten ben hep yazıyorum, unutmamak için bazı güzel şeyleri. Anılar biriktirmek lazım hayatta, güzel anılar. Hayatta bazı şeylerin bir ikincisi daha olmuyor, ya da o “an”ı yaşamazsanız o “an”ın tam da içindeyken, sonrasında çok pişman olabilirsiniz. Her günüm aslında birbirinden farklı geçiyor şöyle bir dönüp baktığımda. Yediğim bir çok şeyi ilk kez yiyor,  gittiğim hemen hemen her yere ilk kez gidiyorum. Çoğunlukla trenle gidiyorum, döndüğümde o yerlerden elimde fotoğraflar oluyor bir sürü güzel fotoğraf… Ya da hatıra olarak aldığım bazı küçük şeyler, ee bir de tren biletlerim. Ben yıllar önce gazeteci bir arkadaşımla birlikte röportaja gitmiştim bir koleksiyoner  ve kitap kurdu birisiyle. O gün bir bakıma hayatımda bazı şeyleri değiştirmemi sağladı. Zamanı biriktirmekten bahsetmiştik; bir konser, sinema , uçak, tren bileti… Hangisi olduğu önemli değil.Saklayın diyordu o bey, zamanı biriktirin ne olursa olsun diyordu. Ben de tren biletleri için bunu yapmaya başladım. Kiminle gittiğimi ve o günle ilgili bir iki kelime not alarak saklıyorum. Bir de döndükten sonra öğrendiklerimi ya da unutmamak istediğim anıları not alıyorum. Geriye dönüp baktığımda “vay be “ diyeceğim, ne günler geçirmişim…

Bu blogumda iki noktaya dikkat çekmek istiyorum; biri bana gelen soruların yanıtları ve tabi diğeri de İtalya’ yayla ilgili birkaç bir şey. Blog yazmaya başladıktan sonra en çok gelen sorulardan biri “verilen para geçinmek için yeterli oluyor mu?” sorusuydu. Sonra şöyle dönüp bir kendime baktım, geçim sıkıntısı çekmiyorum, gayette yetiyor. Peki nasıl? Türkiye’deyken Kastamonu’da yaşıyordum, küçük şehir olduğu için ve ailemle yaşıyor olduğum için aldığım para bana fazla geliyordu, benim de cebimde para olduğunda illa bir harcama gereği duyardım. Gereksiz yere çok fazla kıyafet, ayakkabı vs. almışım. Buraya gelirken de çok fazla kıyafet getirdim yanımda, bunlar içinde ekstra valiz ücreti ödedim hatta. Sonra kendi kendime söz verdim gereksiz bir şey almayacağım diye. Bazen insan dayanamıyor, almak istiyor. Bende 2 ayda 1 falan herhangi bir şey alıyorum. Bu da alışveriş arzum için yeterli oluyor zaten. Yani ilk madde gereksiz bir şey almamakta. Yeme içme olayını düşünürsek kendi yemeğimi kendim yapmaya bayılıyorum, yeni yeni şeyler deniyorum hatta. Her gün en az 2 çeşit yemeğim olmuş oluyor. Ee böyle yapmak en iyisi bence. Başka bir şehre gitmişsem de genelde pizzaları “take away” yapıyorum, mis gibi git açık havada geze geze ye ne güzel. Aklınızda bulunsun İtalya’da ayakta barda içtiğiniz kahveyle oturarak içtiğiniz kahvenin fiyatı farklı olacaktır. Bunu tecrübe ederek öğrendim. Pisa’da gittim espresso söyledim 1.20 euroydu oh dedim iyiymiş.  En son hesabı istedim 3.50 euro olarak geldi.  Sonra öğrendim ki yer işgal ettiğiniz için, garson içinmiş falan filan. Zaten espresso canım 2 yudum bir şey, oturmaya gerek yok aslında benim amacım telefonu da şarj ettirmekti biraz. İlk başlarda para bile biriktiriyordum şaka maka onu farkettim. Ama sonra  arkadaşlar edinmeye biraz fazla takılmaya başlayınca böyle bir şey bir daha mümkün olmadı. Yani her şey sizin elinizde, akıllıca harcamakta fayda var.

Bir de yabancı dil konusunda sorular alıyorum en çok, işte gitmek istiyorum ama İngilizcem yeterli olur mu falan diye genellikle. Valla biz İngilizce biliyoruz da ne oluyor, öyle her yerde İngilizce bilene rastlamak falan pek mümkün değil burada. İtalyanca’yı öğrenmekten başka çare yok yani. Yani tabi şu an benim İtalyanca seviyem yeni yeni konuşan bebişle eş değer olduğu için arkadaşlarımı İngilizce bilenlerden seçiyorum. Ama şöyle bir dönüp baktığımda yine İtalyanca konusunda da epey yol katetmişim, dönmeden önce daha da ilerletmem lazım, etrafımda konuşulan her şeyi dinlemeye çalışıyorum, faydası oluyor. Bir keresinde öyle bir pot kırdım ki anlatamam, kendi kendimi bitirmişim de farkında değilmişim. Bir fiili yanlış hatırlamışım, amaaaan olsun, herkese gülerek anlatıyorum şimdi fena mı 🙂 Yani işin özü; hangi dili konuşuyor olursanız olun şu çekingenliği atın üstünüzden, komik oluyor bak valla! Bir öğrencim vardı hocam bize zenci İngilizcesi öğretin derdi, Nijerlıların nasıl konuştuğunu bir duydum gerçekten de ne kastettiğini anladım. Kısa, öz, basit ve anlaştı mı karşısındakiyle anlaştı oldu da bitti maşallah.. Yani zenci gibi konuşun demiyorum da kasmayın diyorum mükemmel olmak zorunda değilsiniz.

Geçenlerde bilgisayarımdaki fotoğraflarıma şöyle bir göz atayım dedim, amaan ne sıkıcıymışım yaa , hep işyerinde aynı sandalyede selfiler çekip durmuşum, her günüm bir öncekinin tekrarıymış teoride aslında, tek değişen kıyafetler olmuş, saç makyajda aynı. Şimdiki fotoğraflara baktım sonra  4000 tane olmuş toplamda evet biraz abartmışım aslında ama hepsi birbirinden farklı, unutulmaz anların somut kopyaları.. İyiki gelmişim, iyiki karar değiştirip vazgeçme eyleminde filan bulunmamışım, belki de böyle bir fırsatım olmayacak nerden bilebiliriz, sonra ne gerek var ömür boyu pişmanlık duymaya. Tam zamanıyken yapın!! Gençler hadi bakalım oturmayın öyle harekete geçin! Gençler diye hitap edince de bir değişik hissettim; 23 yaşındaki nineniz gözlerinizden öper 🙂 Hoşçakalın, sevgiler

Herkes duysun diye...Share on Facebook11Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Share on Tumblr0Pin on Pinterest0Email this to someone

yorumlar